Merhaba on günlük bir aradan sonra ikinci yazımın
konusuna nihayet karar verebildim. Bu yazımızda feminizmin doğuşuna ve halkla
ilişkilerin feminizm noktasında nasıl çalışmalarda bulunduğuna değinip fikirlerimi
size sunuyorum.
İnsanlık
tarihi boyunca cinsiyetlerin varoluş savaşı sürmüştür. Neolitik dönemle beraber
gelen yerleşik düzene geçiş ve bunun sonucunda klanlar (kabileler) arası savaş
sebebi ile erkeklerin fiziksel gücünün değer kazanması ve aynı dönem kadının
kutsallığı olan yaratma gücünün yalnızca kadına ait olmadığı, erkeğinde rolünü
fark etmesiyle, yönetimde kadın (anaerkil) üstünlüğünden erkek (ataerkil)
üstünlüğüne geçiş başlamıştır. Kadın yaratıcı üstünlüğü olan söz sahibi bir
özne olmaktan çıkmış erkeğin koruyup kollaması gereken narin bir yapıya
bürünmüştür. Yerleşik düzenin ilerlemesi ve insanlığın gelişmesi toplumsal
yapının anaerkil düzene aykırı olarak sınıflı bir yapıya bürünmesine neden
olmuştur. Fiziksel
üstünlük,silahlanma,basit icatların buluşu,üretilen tarımsal ürünün depolanması
ve bu depolanma için ihtiyaç duyulan barınak (tapınakların) inşası,ticaret ve
kölelik bu sınıfsal toplumun yapı taşlarını oluşturmuştur. Erkek tarımda ve
mülkiyet alanını korumada fiziksel gücünü kullanıp kendisini ayrıştırmıştır.
Çok tanrılı
inançlardan, tek tanrılı (semavi) inanca geçişle beraber ataerkil toplum yerini
sağlamlaştırmış ve miras kavramının babadan oğla şeklinde gelişmesiyle beraber
kadın toplumda ikinci sınıfa düşmüştür. Bu sınıfsal düşüşle beraber iktidar yapılarında kadınlar yok sayılıp varlıkları ötekileştirilmiştir.
Buhar makinesinin
icadıyla beraber feodalizmden kapitalizme geçiş kentleşmenin önünü açmıştır.
Kırsaldan kentlere göç eden aileler hayatta kalmak için fabrikalarda ucuz iş
gücünü karşılamıştır. Kadınlar ve çocuklar üretim sürecinde yetişkin erkekler
ile aynı çalışma koşullarına sahip olmalarına rağmen ücretleri daha düşüktür.
Bununla beraber aynı dönemde edebi yapıtlarda feminizmin ilk söylemleri yer
almıştır.
8 Mart 1857
yılına geldiğimizde amerikalı tekstil işçileri çalışma süresinin
kısaltılması,koşulların iyileştirilmesi,kadın işçilerin ücretlerinin
yükseltilmesi için grev ve protestolara başlamıştır. Protestolar sırasında
fabrikada çıkan yangın sonucu 129 kadın işçi hayatını kaybeder. 1889 yılında II. Enternasyonal Uluslararası İşçi Kongresi’nde Clara Zetkin ‘kadının
kurtuluşu için’ başlıklı raporunu sunmuş fakat kadın hakları
savunuculuğu reddedilmiştir ve kadınlar sınıf mücadelesine çağrılmıştır. 1907
yılında I. Uluslararası Kadın Konferansı sonucunda Uluslararası Sosyalist Kadın
Konferansı kurulur. Konferans kararlarında kadının toplumsal hayatta tam
eşitliliği esas alınır. Eşit ücret,çalışma koşulları ve oy hakkı öncelikli konulardır.
1910 yılında ikinci konferansta günlük 8
saatlik çalışma,hamile kadınlara doğumdan önce 8 hafta doğum izni,emziren
kadınlara süt izni,işsiz kadınlara sosyal güvenlik ve kadınlara oy hakkı
talepleri bulunmaktadır. 19 Mart uluslararası kadın günü olarak kabul
edilmiştir. 19 Mart 1911 de Almanya,Avusturya,Danimarka ve İsviçre’de 1 milyon
kadın uluslararası kadın günü kutlaması yapar.
Buraya kadar insanlık tarihinin
başlangıcından feminizmin doğuş neden ve sürecinden kısaca bahsettim.
Peki halkla ilişkiler bu sürecin
neresindedir?
Asıl anlatmak istediğim tam olarak halkla
ilişkilerin nasıl bir rol üstlendiği ve eyleme dönüştürmek için kullandığı
yöntemlerdir.Kapitalizmle beraber ortaya çıkan kitle kültürü içine yuttuğu her
konu (ideoloji) gibi feminizmi de yutup onu bir ideolojiden çıkartıp tüketimin
meşru müdafaası haline getirmiştir.
Nasıl mı?
İşçi hareketlerinden doğan eşit yaşam
mücadelesi günümüzde kadın erkek eşitliğinin gündelik yaşam rahatlığına indirgenmiştir. Yani sınıfsal olarak eşitlik öncelik sırasından çıkıp yerini ev
işlerinin paylaşımına,sosyal hayattaki pozitif ayrımcılığın sonlanmasına ve
markaların kadın odaklı çalışmalarında kullandıkları sloganlara bırakmıştır.
Kadının toplumsal hayatta var olmasının yolu
öncelikli olarak ekonomik özgürlüğünü kazanmasından geçer. Ekonomik özgürlüğünü
kazanan kadın kendisine ve sorumlu olduğu kişilere bakmasının yanı sıra
tüketimde aktif bir rol üstlenerek sözde ihtiyaçlarını da karşılamaktadır. Bu
sözde ihtiyaçları tekstil,kozmetik,mobilya vb olarak sıralayıp
çeşitlendirebiliriz. Liberal feminizm popüler kadın dergilerinde yeniden inşa
edilerek farklı söylemlerle karşımıza çıkar. Liberal feminizmle beraber kadının
sistemde nasıl ele alındığı,konumunun ne olduğu önemini yitirmiş asıl olan
kadının yalnızca ekonomik sistemde kendisine yer edinmesine odaklanmıştır. Bugün önemli kurumlar halkla ilişkiler
departmanı aracılığıyla kadınları çalışma hayatına dahil etmek için çeşitli
sosyal sorumluluk projeleri geliştirmektedir. Bu projelerin ana fikri fırsat
eşitliği sunmaktır.
Halkla ilişkiler çalışmalarında toplum nezdinde
önemli olan konularda içerikler üretmek son derece önemlidir ve ihmali söz
konusu olamaz. Şirketler bu önemli günleri bir tüketim çılgınlığına
dönüştürmede yine halkla ilişkiler ve reklam çalışmalarından faydalanmaktadır.
Örneğin 8 Mart son zamanlarda ideolojik anlamından ziyade kadınlar için dev
indirim gününe dönüşmüştür. Aynı zamanda eşlerin,sevgililerin,çocukların
hayatlarında ki kadınları bütün bir gün boyunca şımartacakları yılda bir defaya
mahsus bir olay olarak yansıtılmaktadır. 8 Mart için yapılan reklamları
izlediğimizde bu sonucu çıkartmakta bir problem görmüyorum. Yine örnek olarak
beden olumlama hareketini inceleyebiliriz. Sosyal medyada büyük bedenler
üzerinden bir olumlama kampanyası başlamıştır. Kampanyanın içeriği kısaca
insanların bedenlerini olduğunu gibi kabul etmeleri ve bedenleri üzerinden
ayrımcılığa uğramamalarını sağlamaktı. Bu güzel fikir yalnızca kadınları
kapsayarak bize aslında saf bir iyi niyet olmadığını gösteriyor. Kısa süre
içerisinde popülerlik kazanan bu hareket neticesinde büyük tekstil markaları
koleksiyonlarına büyük beden kadın kıyafetlerini ekleyerek kampanyaya destek
vermiştir. Verilen bu destek yalnızca tüketime fayda sağlayarak satın alınabilecek daha fazla çeşit oluşturmuştur.



Geçmişte kadınlara söz hakkı verilmiyordu fakat söz hakkı için bir mücadele vardı günümüzde bundan daha kötü olarak söz hakkı veriliyormuş gibi bir durum var ve ortada bir mücadele yok kadınlar sadece dış görünüşünden ötürü değer görüyor ve en kötüsü kadının en büyük düşmanı kadın
YanıtlaSil