Merhabalar
Uzun
bir aradan sonra yeni yazımda mutluluk ve tüketim arasında ki ilişkiye değinmek
istediğime karar verdim. Bu kararı vermem de iş ortamım gereğince insanların
tüketim alışkanlıklarına ve mutluluklarına yakından şahit olmam etkili oldu.
Yazının
başlangıcında mutluluk nedir? Sorusuna cevap arayıp modernizm öncesi toplumlarda
mutluluk üzerine değerlendirme yapıp, gelişme aşamasında modernizmle yeniden
şekillenen mutluluk kavramına ve dönüşümüne değinip, sonuç kısmında tüketimle
arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklamaya çalışacağım.
Mutluluk, üzerine yüzlerce fikir ve sanat eserleri üretilmiş, insanlık kadar eski bir duygu
ve kavramdır. Çeşitli düşünürler mutluluk ve erdem üzerine fikirler üretmiş ve bu
fikirlerin toplumu nasıl etkilediğine şahit olmuştur. İnsanların hayatlarını
mutlu bir biçimde geçirme istekleri bu duygunun bize ne kadar güçlü olduğunu
göstermektedir.
Aristo
mutluluğu erdemle ilişkilendirerek bir yaşam tarzı olarak sunmuştur. İnsanların
genel davranışları hayatlarını iyilik ve erdem üzerine yaşamaları onların
mutluluğunu sağlar.
Maneviyat burada anahtar kelimedir.
Aslında
Arısto’nun mutluluk kavramı modernizm öncesi toplumların dinsel olarak
mutluluk kavramına bakışını yansıtmaktadır. Geleneksel toplumlarda mutluluk
ölümden sonraki hayatın en önemli vaatlerinden birisidir. Önemli olan geçici
dünyevi hayatta kısa süreli arzuların peşine düşmektense iyi bir insan olarak
varlıklarını sürdürüp, ibadet edip, ölümsüz hayatta sonsuz mutluluğa
kavuşmasıdır. Kilisenin etkisiyle arzu insanlar üzerinde olumsuz bir çağrışım
yaparak onları günahkar olmaya davet eden kötücül bir istek haline gelmiştir.
İncilin
çevrilmesiyle beraber kilisenin toplum üzerinde hakimiyeti azalmış, insanlar yaşam tarzlarını
değiştirmeye başlamıştır. Öncesinde günah olarak görülen birçok şey
masumlaşmıştır.
Mutluluk
bu dönemde yeniden şekillenmiş maneviyat ekseninden sıyrılıp dünyevi olana
dönüşmüştür. Artık mutluluk insanların arzularını gerçekleştirmesidir.
Kilisenin
gücünü kaybetmesi aklın ve bilimin yolunu açmış, modernizmle beraber yepyeni
düşünceler ve yaşam stilleri ortaya çıkmıştır. Sanayileşmenin etkisiyle yaşanan
göçler şehirlerde yeni bir topluluk yaratmıştır. Bu topluluğun en dikkat çeken
özelliği kırsal ve kent kültürünün içine sıkışmış,ekonomik ve sosyal
yaşantıların yetersiz olmasıdır.Bu yetersizlilik onların mutsuz bir hayat
sürmelerine neden olmuştur.
Modern
şehirli bir aile olabilmek için ihtiyaçlarını karşılamalı, bu ihtiyaçları
karşılamak içinse çok çalışmalıydılar. Kitlesel üretim patlak verdiğinde
insanların yalnızca fiziksel ihtiyaçlarından dolayı satın almalarının yetersiz
olduğunu fark eden şirketler tanıtım ve reklamı kullanarak çıkış yolu aradılar.
20.yy geldiğimizde Bernays insanların satın alma güdülerini harekete geçirmek için psikanalizden faydalanmıştır. Modern insanın satın alma sürecinin içgüdüleri harekete geçirmek olduğunu fark eden Bernays bundan sonra ki çalışmalarında bu güdüler üzerine gitmiştir. Örneğin ikincil sınıf olarak gözüken kadınlara Lucky Strike marka sigara içtiklerinde özgür,kendine güvenen,güçlü birer kadın oldukları mesajını vermiş ve işe yaramıştır. Özgür kadınlar özgür olduklarını göstermek için sigara içmelidir.
Kitle
kültürünün yaygınlaşması modern insanları sürekli satın almaya yönlendirmiştir.
Bu yıl popüler olan şey birkaç ay sonra değerini yitirip yok oluyordu. Modern insan
buna ayak uydurmak, sosyal hayatında sürekli ilgilerin odağı olmak için modayı
takip etmek zorundaydı. Bu bir film, kıyafet veya kitap olabilirdi. Bunları yapmadığı
takdirde sosyal yaşantısında dışlanan birey yalnızlık ve mutsuzluğa terk
edilirdi.
20.yy
ortalarına geldiğimizde üretim değer kaybetmiş yalnızca tüketim ön plana
çıkmıştır. Fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak isteyen birey duygusal sözde
ihtiyaçlarının tahakkümü altına girmiştir. Öncesinde popüler olanı tüketmek
sonrasında ise sadece tüketmek için tüketmeye başlamıştır. Satın alma
davranışını gerçekleştirmek için ekstra bir çabaya girmeye gerek kalmamış, birey
zaten metaya metanın sağladığı geçici mutluluğa bağımlı hale gelmişti.
Haz,istek,arzu,statü ve kimlik
gibi kavramlar geleneksel tüketimin yerini almıştır. Bu noktada kitle iletişim
araçları itici bir kuvvet oluşturmuştur.
Teknolojinin
ve haberleşmenin gelişmesi mesafeleri kaldırmış dünya bir bütün haline
gelmiştir. Kitle iletişim araçlarının etkisiyle ikinci sınıf ülkelerde Batı
stili yaşantılar yaygınlaşmaya başlamıştır. Elbette bu yaşantılar yalnızca
gündelik hayatı değil toplumun düşünüşünü de etkilemiştir.
Artık
dünyanın çoğunluğu Batı gibi giyinip, görünmeye,konuşmaya en önemlisi düşünmeye
başlamıştır. Modernizm kavramının bu denli yaygın olmasının sebebi aslında budur. En azından bana göre. Kitle iletişim araçları vasıtasıyla taşınan bu sonradan
oluşturulmuş sahte kültür (kültür endüstrisi) toplumları ele geçirmiştir.
Modernizm
ve tüketim arasında ki ilişkiyi sağlamlaştıran bir diğer konu ise boş zamandır. Geleneksel
dönemde böyle bir kavram yokken modernizmle beraber hayatımıza girmiştir. Kitle
iletişim araçları modern bireylere boş vakitlerini değerlendirmek için yapmaları
gerekenleri söylemiştir. Elbette bu boş zamanı değerlendirmenin yolu yalnızca
tüketimdir. Birey boş zamanını değerlendirmek için alışverişe,sinemaya,gezmeye,kurslara
yazılmak gibi etkinlikleri sergiler. Bu çabası birey üzerinde geçici hazlara
neden olur ve kısa sürelide olsa birey bu hazzın ona sağladığı mutluluğa
odaklanır.
Kültür endüstrisi bireyin bu geçici mutluluk için çabalaması için
yeni söylemler oluşturur ve topluma bu söylemleri kitle iletişim araçlarıyla
ulaştırır. Örneğin mutlu bir insanın nasıl olduğunu, ki bu kadın erkek veya çocuk
olabilir, görmek için popüler herhangi bir diziye bakmamız yeterlidir.
20.yy
kapitalizmi hayatın erdemini ve mutluluğunu metalara indirgemiştir. Satın alınan
meta sayısı arttıkça bireyin mutluluk hissi artmış fakat satın alınan metanın
popülaritesi kaybolduğunda bireyin mutluluğu da aynı hızla düşmeye başlamıştır. Ani
olarak gelişen bu yoğun duygular ve sürekli tüketme isteği, bireyler üzerinde
sosyal kaygılara ve aidiyet duygusunun gelişmemesine neden olmuştur. Birey sürekli
popüler olanı takip ederek ve sahip olarak bir gruba dahil olabilir, beraberinde
mutluluk duygusu hissedebilir. Kitle iletişim araçları
filmler,diziler,reklamlar ve magazin haberleri aracılığıyla bireylere mükemmeli
göstermiş, kültür endüstrisinin oluşturduğu ünlüler ise bireyin karşısına örnek
olarak koyulmuştur.
19.yy
aksine fiziksel ihtiyaçların karşılanması için tüketmek değil sahte kimlik ve
duyguların tatmin olması için tüketmek, hatta bir noktadan sonra yalnızca tüketiyor
olmak için tüketim bireyler üzerinde tahakküm oluşturmuştur. Birey bu
tahakkümden sıyrılmak için satın almaya devam eder. Alınan meta bireyi kısa
süreliğine bu tahakkümden sıyırır fakat günün sonunda birey sine mutsuzluğuyla
baş başa kalır.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder